15. SONUÇTA HİDAYET
“Kendini bil ki İlah’ı bilesin.”
Bilge kişiler tarih boyunca ısrarla, değişik kültür ve dillerde “kendini bilme” vizyonuna değinmişlerdir. Neden? Çünkü hakikatin kesin bilgi kaynağı insandır. Bizce bu gerçek, bu sayfalarda öne sürmüş olduğumuz ve ilerletmeyi arzuladığımız tezimiz itibarıyla aşağıdaki farklı şekliyle ifade edilebilir.
“Kutsal kendini keşfet ki Hû’yu göresin”
Bu ifadenin önümüze süreceği anlam, özellikle bireye hitapla: Varlığını incelikleriyle izleyerek olunum derinliğine inerek kutsal “kendini” keşfet ki sana hayat bahşeden Hû’yu “görüp” hayatınla bütünlüğünü bilesin. Bu özel bilgi eşliğinde, her insan için olduğu gibi Hayy mevcudiyetinle ve İlahi Aidiyetinle (Olu) kıymetini taktir edebilesin. Nihayetinde, kutsallığını lütfeden Al‑İlah ile her an müştereken içlenmiş halin bilincine erişerek hayatla barış içinde yaşayabilesin!
| İlim ilim bilmektir | Okudum bildim deme |
| İlim kendin bilmektir | Çok taat kıldım deme |
| Sen kendin bilmezsin | Eğer Hak bilmez isen |
| Ya nice okumaktır | Abes yere gelmektir |
| Okumaktan murat ne | Dört kitabın mânâsı |
| Kişi Hak’kı bilmektir | Bellidir bir elifte |
| Çün okudun bilmezsin | Sen elifi bilmezsin |
| Ha bir kuru e(k)mektir | Bu nice okumaktır[1] |
Özellikle olusal yönde, insanın kendini derinlemesine öğrenip bilmesi uzun soluklu bir süreçtir; ideal ruhani sonuca, yani kutsallığın keşfine vardıracak bilgiyi her tür veriden süzmek bazen seneler alabilir; sabır isteyen bu serüven önü açık, ama bitimi kesin, bir hayat seyridir; öğrenilecek ile öğrenecek aynı kişi olmaklığından insanın kendini öğrenmesi zor bir iştir. Hakeza, nefsinden sıyrılıp kendini saf “olduğuyla” ve “Oluluğuyla” bilmek için kimliğini izleyip, müştereken öğrenen ile öğreneceğini içlemiş Hakikati ilk elden deneyimlemek ve ruhani gizlilikleri “benden içte” aşmak da aynı ereğe yönelik ve kolay olmayacak çabalardır.
Düşlenen netice, saf bilinçle “Allah’a kavuşmak” ve böylece Hû’yu “görerek” Kendilikle kendinizi keşfetmektir. Bu akıbet Kendiliğe has gizemliği sonlandıracak ve Hakikati sizin için aydınlığa kavuşturacaktır. Bu aydınlanmayı sağlayacak olay, bilhassa kendiliğinize yönelttiğiniz “refleksif” (bkz. Sözlük) izlenimler sayesinde göresizliğin ilk elden deneyimi olacaktır.[2]
Bir robotun (veya otomat bir yapıtın) aynaya bakarak, sensörlerine erişen yansımalardan, kendini, söz gelimi “görüp,” arınık özdenliğini tanıyabilmesinin olasılığı, solda sıfırdır.[3] Aynada belirecek fizikî ve diğer (beşerî) özelliklerin yüzeyselliği berisinde varlığın olunum özünü tanıyabilmek, çok farklı türden bir “görüşün” başarısıdır; kural ve kaidelerin (bilimselin) ötesine ve algoritmalardan bağımsız olarak olusal türden bilince sıçrayıştır (bu sıçrayışı sayfa 123 de “kendini deneyim üstü aşmak” olarak isimlendirmiştik). Makina zekasıyla ölçüp tartıp yine de robotun “yok ruhuna” yapaylıkla erişemeyeceği kesindir. Olunum özünü kendiliğinde bilmiş ve o özle konuşmuş kişi[4] tarafından konumuzun “kendimden içeri Ben” olarak ifade edilmesinin nedeni o kişinin boyutsuz bir metafizik derinliğe erişerek şahit olmuş olmasındandır. Olusal metaforik “Okyanus’un” birimler ötesi derinliğinden seslenen can, ancak “Benim Oluluğum Al‑İlah’ın Oluluğudur”[5] diyebilir çünkü o derinlikte kendini keşfedişin başka bir ifadesi olamaz. Bu ifade aynı zamanda Kutsallığın Keşfi Projesi gayesinin tanımıdır.
Onu var saydığımız bireyin “Ben” özünü keşfetme seyri başlangıcı, her şeyden önce, kendi dünyevi benliğini refleksif bir tavırla izlemek ve giderek kimliğini aidiyetlerinin toplamında tanımlamaktır (bkz. s. 60). Sizce bu tanımlama dönemi hangi yaştan itibaren başlayabilir ve başlaması beklenebilir? Derin mana getirili okumalar, Hz. Yunus Emre’nin tabiriyle “kuru e(k)mek” olmamaları şartıyla, ne zaman yaşantıya etkili olacaktır; insanların günlük doğal meşgaleleri içinde bunun olasılığı var mıdır? Mevcudiyet, varlık ve olunum konularındaki temel sorular ontoloji dalına ait olacaklarından (bkz. s. 34) keşif faaliyetleri ontolojik arınıklığa (bkz. s. 27) yönelerek sürdürülmelidir. Oluyu izleyip “temiz akılla” okuyarak ruhanî bağlamda saflık gerektirecek bir çabadan söz etmeliyiz. Dolayısıyla doruğuna yaklaşık derecede objektiviteye erişememiş ve dolayısıyla nefsine mahkûmiyetten tamamıyla kurtulamamış (teslimiyetten uzak) olanların, tutsak beyin fonksiyonları ile kendilerini ruhani yönde keşfetmeleri bir hayaldir!
Kendini Bilme Dileği
Kendini bilme dileği, Bölüm 5’de “Ben kimdir?” sorusunun en samimi ve en temiz ihlasla sorulmasına neden olmuştur. Bu dileğin odağı nihai bağlamda anlanma olayının (bkz. 179) sonuna gelinmesine ve her tür görelikten arınık halimize erişime bağlıdır. Bu suretle kimliğimizin saf ruhani boyutunu bilme; İlahî Aidiyetin bahşettiği gerçekliğimizi, yani dünyada bizlerle paylaşılan ve olunum biliminin ereği “göresizliği” taktir ettirecektir.[6] Göreli bilincin kısıtlayıcı etkilerinden sıyrılmışlığın bir kişinin özgürlüğünde duyulanması, insanın İlahî Aidiyetini kendinde ve göresizliğe sahip An’da saf olunum gözünün (körlüğünde) “izlemesiyle”[7] mümkündür. O “An” özelliğinin ancak araçsız ve ortaksız edinileceği daha önce 105. sayfada açıklanmıştı. Böyle tek bir “direk” yoldan Hakikatle birliğimize ve Biz’liğimize şahadetin ancak dördüncü türden dolaysız‑deneyimle mümkün olacağı da belirtilmişti.
Kendini ruhani bağlamda keşfetmek; göreli ve göresiz hakikatimizin müştereken içlenmiş birliğinde, her türlü görelikten sıyrılarak ruhanî vasıfta veri edinerek mümkündür. Diğer bir deyişle, ikilem yokluğunda kendimizi tek kalan Hakikate aidiyetle bilmemiz, yani olunum bilimiyle varlığımızın soyut derinliğine ulaşmış olmamız, birey bazında başarılabilir bir projedir.[8] Bu projenin ancak Allah lütfuyla olumlu yönde tamamlanabilirliğini unutmamalıyız.
Kendini Derecelerle Öğrenme
Şahsımıza özel ve kimliğimize has tüm göreli aidiyetlerin etkisinden ve bilhassa ego‑nefsin ihlasa yaptığı olumsuz baskıdan sıyrılarak, benzeri olmayan yegâne ruhanî boyuta (özgürce) erişmiş insanın bilinç hali, “Anlanma” bölümünde tasvir edilmişti (bkz. s. 179). Varlık âlemine ait, dolayısıyla yaratılmışlığımız ve değişik boyutlarla şekillenip renklenmiş olmamız, göreli (zȃhir) hakikate bağlandığımızın ve bağlılığımızın delilidir.
Kendine Hakikat “Ol!” demesiyle bahşedilen özdelik sayesinde, her birimizi olduran Oluyu ‑ahiretimize vararak- bilmemiz, Allah’ı göresiz Oluluğunu, benlik kimliğimizden bağımsız kaldığımız anlamına gelir. Bu demektir ki, arınık halimizle yüzleşerek göresiz öz kimliğimizi tanımamız ve akabinde İlahî Aidiyetimizi öğrenmemiz mümkün kılınmıştır. İlahî Kendiliğin ruhanî metaforik yüzünü “görüp” tanımak kendi başımıza İlahî Aidiyeti kendimizde teşhis etmek demektir. Bu ilk elden olusal edinimle, giderek varlığımızı Biz’liğimizle bir bilmektir.
Tanıyarak bize üflenen Ruh’un bilincine, yani bize ve herkese ait saf mevcudiyetin şuuruna “ortaksız” kavuşmamız, başarıyla sonuçlanmasını arzuladığımız dini erektir.
Saf Mevcudiyet
Saf mevcudiyet şuuru hiçbir zaman akla göreli tanımlarla veya benzetmelerle anlatılamayacağından (bkz. s. 33) bilincin ruhanî boyutuna (ahiretimize) erişim, yalnızca varlığımızın nedeni Hayy’ın Oluluk niteliğini kendimizde keşfetmemizle ve ancak Olu hakikatine (bensiz) teslimiyetle gerçekleşebilir.
“Allah ilk (Evvel) ve sondur (Ȃhir’dir); görünen (Zȃhir) ve görünmeyendir (Bātın’dır)! O her şeyi bilendir (Alîm’dir)!”[9]
Oluluk Hakikatin tek ve en güzide mecrası göresiz mevcudiyettir; göresizlikAllah’ın zaman ve mekân berisi ezeliyeti ve ebediyetinin[10] başka bir ifadesidir. Göresizlik teklik gerektirir, çünkü göresizliğin eşi olacak ikinci bir hakikat yoktur ve olamaz. Eğer herhangi bir “eş” mevzubahis edilirse, emin olunmalıdır ki o konu görelidir; dolayısıyla o “eş,” Al‑İlah münezzehlik bağlamına ait değildir ve ilahiyat bahsine katılamaz. “Oluluk ile Varlık” bölümünde açıklandığı üzere (bkz. s. 23) ruhani bağlamda varlık kavramı yerine tercihen Oluluk kavramını önermemize neden de budur: varlık görelidir, çünkü göresizlik konusunda saflıktan yoksundur.
Beşerî bağlamda varlık (ve yokluk) göreli âleme ait olduğu halde göresizlik, bu âlemle müştereken içlenmişliğinden ötürü, her birimize has ruhanî hususiyettir. Bu konuyu “Müştereken İçlenme” bölümünde işlemiştik (bkz. s. 81).
Hidayet Kavramı
Hidayet “doğru yola girmek, doğru yolu göstermek” manasında bir kavramdır.[11] Doğruyolun (aslıyla dinin) hizası, ancak gerçekleri önemseyerek ve hakikatlere sadık kalarak kesin veriler edinme ve objektiflik ilkesiyle bilgilenme çabaları doğrultusunda saptanabilir; deneysel bilim dalları disiplinleri de bu yöndedir. Yanılmaya ve hakikatten sapmaya fırsat verilmemesi adına Kur’an’da[12] aklın önemi ve ilmin konumu vurgulanmıştır.
İslam Ansiklopedisi’nde görüyoruz ki hidayet dört türdendir:
1) Allah’ın, her mükellefe [yükümlüye] akıl ve idrak yetenekleri yoluyla hayatını sürdürmesini sağlayacak zorunlu bilgileri lütfetmesi.
2) Vahiy ve peygamberler yoluyla davet etmesi.
3) Hidayeti [fırsatı] benimseyenlere lütfettiği tevfik [onları muvafık bulması].
4) Hak kazananları ahirette cennetle mükafatlandırması.
Dört parçalı listede görülmelidir ki, hidayetler birbirine iliklidir; belli bir hidayet için (eğer en altta değilse) bir öncekinin gerçekleşmesi şarttır. Bu silsileden anlaşılacak: hidayet, Allah’a kavuşma yolunda insana bahşedilen kademeli davetlerdir. Farklı derinlik arzeden dört kademenin her biri, ruhanî çabalarımızla doğrulara yönelmemiz ve yönümüzü değerlendirmemiz için sunulabilir fırsatlardır.
Bu fırsatlara dört ayrı, fakat şartlarıyla aşamalı lütuf olarak da bakılabilir. Uygun görülen lütfun kapsamı, erişilecek bilgi derinliğine (ve ruhanî olgunluğa) bağlamla farklılık gösterecektir. Yedinci bölümde Şekil 4 ile sunduğumuz Bilgilenme Piramidi’nin üst kademelerine tekabül eden lütuflarla, hangi hidayet kazançlarının hangi bilgilenme safhasında uygun görüldüğü belirtilmektedirler. Açıklık getirmek adına hidayet türleri ayrıca Şekil 9’da sunulan “Kendini Öğrenme Piramidi” yamacında sıralanmıştır.

Şekil 9. Kendini Öğrenme Piramidi
İlk tür alt hidayet (H1),[13] piramidin ilk dört kademesini içeren ve günlük yaşantı dahilinde geçerli bir arzdır: birer nimet olarak akıl ve idrak yetenekleri, girçek toplama, bildiri edinme, bilim kazanma ve zihnen anlama gücünü geliştirmemiz maksadıyla lütfedilmiştir.
İkinci tür hidayet (H2), vahiyler üzerinden (fısıldanan Allah verileriyle) bilgelik kademesi etrafında lütfedilen davettir. Bu kutsal fırsatın önem ve derinliğinin takdir edilerek doğru yönde arınmamıza yaraması, vahilerin ve resullük makamının doğru okunmasına bağlıdır.
Üçüncü tür hidayet (H3), kişinin ruhanî bağlamda olgunlaşması taktir edilerek bilgeliğinin kurtuluşa lȃyık (uygun) görülmesidir. Oluluk niteliğinin arınıklığına yaklaşıldığını ve temel ahlaki ilkelerin içlenmesiyle edinilmiş bilincin Hakikate uygunluğunu bu hidayet sağlayacaktır.
Sonuncu ve dördüncü tür hidayet de (H4), hak etme anlamında, anlanmaya layık görülerek kurtuluşla mükâfatlandırılmaktır. Kendi iradesiyle nefsinden sıyrılanın, riyazet ve tevekkül ederek, çok özel bir lütufla kutsallık keşfine “temiz aklıyla” layık görülmüş kişiye has içtenlik halinin teyididir.
Dolayısıyla, kimliğin ruhani yönüyle öğrenilmesi, insanın dünyevî aidiyetleri berisinde kutsal arınık halini bilmesi için kavuşması, değişik hidayet derecelerinde gerçekleşerek tamamlanır.[14] Bu demek değildir ki dünya inkâr edilecektir. Nimetleriyle sunulmuş ahenkli yaşantıyı elimizle iteleyip ötelememeliyiz, kavuşma arzusu (veya ihtirası) uğruna eziyet çekmek değerliymiş gibi her türlü ızdıraba girmemeliyiz. Taktir etmeliyiz ki hidayetlerin ereği, bahşedilen yaşantının tüm nimet ve güzelliklerinin farkındalığında, güvence altında bireyi kalıcı mutluluğa erdirmektir. Bu bakımdan, göreli alemin faydaları anlaşılmalı ve zararları umursanmalıdır.
Göreli Âlemin Faydaları
Bahşedilmiş akli nimetler (Hidayet H1) mantık denetiminde kullanılırken, yani dünyanın sunduğu veriler üzerinde tefekkür edilirken ve kendimizi eğiterek bilgelik adına hayatı değerlendirirken, bu spiritüel ilerleyişe göreli olgular engel olabilmektedir. Ama diğer taraftan göreli alanda, samimi (ihlaslı) tefekkür bizi göresiz Hakikati görmeye doğru taşıyabilmekte ve öğrenme piramidinin üst kademelerine ait ilkeler, bilgilenme çabalarımızda bize güç katabilmektedir. Özetle burada anlaşılması istenen, bize lütfedilmiş dünyayı fırsatlarıyla bir eğitim alanı olarak değerlendirmemizdir. Dünya ile yaratılanları nimet sayarak, şekilleriyle, renkleriyle ve doğal yönleriyle olduklarını okuyarak öğrenme yeteneğimizi ilerletirken, talim‑terbiye ile bilhassa göresiz izlemeye yer vermemiz önemle istenmektedir. Bunun için, hiçbir nimetin kıymeti kanıksanmadan, görelikleriyle Allah verisi olması hasebiyle Oluluğuna layık ihtimamı göstermeyi öğrenmeliyiz çünkü nimetler hidayet yüklüdürler.
Kur’an’da konu edilmiş “imtihanların”[15] amacı; göresizliğe giden yolu engelleriyle birlikte öğrenmemiz ve nihayetinde İlahî Aidiyetin özgür şuuruyla buluşup kutsallığımızı keşfetme yolunun önünü açmamızdır. Bu bakımdan bilgiyi dünyada doğruluk kaydıyla ruhani laikiyle kullanmalıyız. Bazı kesimlerce göreli âlemin Allah’a kavuşma açısından kıymetsiz addedilmesive dolayısıyla, olumlu rolünün tamıyla bir nimet olarak anlaşılmaması ve haliyle ruhanî değerinin inkâr edilmesine yol açması kaçınılmazdır. Sunulan hidayetleri, yani ahiret yolunda kullanmamız için verilen fırsatları bir metaforla anlatırsak; bizi keşfe taşıyacak “vasıtanın” şasesinin akıl ve motorunun da mantık olacağını tasavvur edebiliriz. Sağ duyuyla taktir edilmelidir ki: ahiret yolundaki vasıtanın sürücüsü kuldur vesayesinde varılacak son durak kurtuluştur. O durakta kazanılacak ödül (Hidayet H4); bütünlüğü gözeten idealleriyle, birleniklik bilinci içinde yaşanacak kutlu ve mutlu bir hayattır!
Göreli mevcudiyetimizi temsil eden fiziki, zihni ve vicdani aidiyetlerimiz berisinde, ilksel ve kökten olusal gerçeğimiz İlahî Aidiyetimizdir. Bu hakikatin bilgisine, “sırat köprülü” kurtuluş yolu üzerinden erişmenin mümkün olduğu daha önce belirtilmişti (bkz. s. 25 ve 180). İki önceki cümlede “berisinde” terimini kullanmamızın nedeni, yine tekrar edecek olursak; her şeyin başı olan göresizliğe, dolayısıyla her şeyin evveli saydığımız Oluluğa, yani özümüze doğru saf yaklaşımla zaman kavramını silen bir seyirden bahsediyor olmamızdır. Bu seyir, benzeri bir dille şöyle de ifade edilebilir; Bilgilenme Piramidinin (bkz. s. 95) basamaklarını kullanarak kazanacağınız objektiflik niteliği sizi doğumunuz öncesi hale çekerek göresiz bilgeliğe doğru taşıyacaktır. Bunu yaparken, nefsinizin katılımını sıfırlayarak ve neticede egonuzu söndürebilir güçteki ahlaki ilkelere teslim ettirecektir. Hatırlamalıyız ki, “taşıyan vasıtanın” şasesini akıl ve motorunu da mantık oluşturmaktadır. Bilgeliğin az ötesinde bekleyen anlanış olayı gerçekleştiğinde, dördüncü ve son hidayet (H4) aşamasına fenâ‑bekâ dönüşümüyle layık görüldüğünüz anlaşılacaktır.
Anlanmayı Amaçlamış Özgür Vasıta
Her yaşantı alanında, her şeyin üstünde esas alınacak nüve, Allah katında her bireyin özel tartışmasız hakkı: özgürlüktür. İnsan kutsallığının keşfi ve kalıcı mutluluğu ancak özgür bir mizaçla yaşayan kişi için olasıdır. Yeri gelmişken söylenmelidir ki: her fırsatta özgürlüğü yüceltmek isteğimizin arkasındaki neden, şuurun görelikten sıyrılmasında ve dolayısıyla kişinin göresizliği deneyiminde oynadığı roldür; her hangi birimizin kendini deneyim üstü aşması ancak özgürlüğünden ödün vermeyen bir şuur sayesinde mümkündür. Başkalarının özgürlüğüne saygıda şaşmadan özgürce yaşayarak arınmanın gerçekleşmesi ve ruhanî bilgeliğin derinleşmiş olgunluğu, bizi en üst hidayete layık bir sadeliğe evirecek ve zihnen mükemmelleşmemize aracı olacaktır. Özgürlüğün kazandıracağı bireysel bilgi edinme yeteneği, göresiz şuurun önünü açacak ve insan kutsallığının keşfini destekler bir “araç” konumuna girecektir. Bu aracın özgürlük niteliği, insanı göresizliğin deneyimi adına hazırlamaya devam edecektir.
Paradigma (Düzen-Model) Değişimi
Şurası unutulmamalıdır ki, ruhanî emellerin güdüsünde özgür şuurla Hakikat göresizliğine erişim, yani ahirete varış, bir şeyleri zorlayarak veya hayallerde niyet ederek veya spiritüel bir eylem planını uygulayarak gerçekleşemez ve bilakis de başarılamaz. Bu bakımdan, tekke ve tarikat gibi lokallerde spiritüel uğraşı veren kardeşlerimiz için şunu hatırlatmalıyız: şuurun bir kurtuluş “vasıtasına” dönüşmesi kasıtlı rejimlerle gerçekleşecek bir vukuat değildir. Şekil 9 ile gösterilmiş piramidin basamaklarını tırmanarak kendini ontolojik derinlikle öğrenmeyi ve varlığına has soyut olunum şuuruna erişmeyi düşleyen kişiler, böyle bir ruhanî araçlığa dönüşümün neticede, ancak lütufla (H3) mümkün olacağını unutmamalıdırlar. Ahirete varış daveti ödülü de (H4), Hû tarafından lütfedileceğinden, en üst hidayete layık görülerek erişilmiş makamın anlam ve içeriği gereği, insan kutsallığına hizmette kullanılması istenecektir. Bu demektir ki İlahî Ödül’ün (H4) uyandıracağı görevli kulluk duygusu Allah için, dinen spiritüel mesuliyetlerin yerine getirilmesi arayışına yol açacaktır.
Allah’a kavuşan kulun deneyimine dayalı paylaşacağı veriler sayesinde ümit edilir ki diğer kullar, olusal bağlamda bilgilenirler ve dünyalı kendilerinin Hayy ile ilişkisini kavramaya meylederler. Bu bakımdan yine ümit edilir ki, her bir kişi sadece kendine ve kendi seçeneklerine odaklılıktan (egoizmden) sıyrılarak, zihnen evrensel yönde alemlere özgürce açılarak, derinlemesine görüş ve düşüncelerini birlik bağlamlı tefekkürle inceleyip geliştirirler. İlahiyat konusunda kişinin sadece kendisi için ideolojik bir paradigma[16] (model) değişimine de yeltenmesi ihtimal dahilindedir. O halde ruhani mevzuda ve ilahiyat konusunda, olusal bilgi haznesini herkes için genişletebilmek adına, alemlere bakış perspektifinin bir anda “Biz” kavramına uyumla değişmesi bireysel bir olusal aşama sayesinde mümkündür (bkz. s. 155). Her birimizin iş‑meslek uğraşısı ne olursa olsun, veya olmasın, insanlığın iyiliği ve mutluluğu uğruna, insanın ruhanî bir “araç” olarak görevlendirilme olasılığı her zaman mevcuttur. Bu ihtimalin haklılığına bağlı delil olarak böyle bir hidayet, kişice takva eşliğinde değerlendirilip, üstlenilecek mesuliyetin boyutlarını takdir edebilmelidir.
Birleyici Tavır
Bütünsel düşünceye, yani parçaları tamamında kaynamış görmeğe yönelik birleyici tavrın geliştirilmesinin insan için bir ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Herkes için iyilik adına adet haline gelmesi istenen bu tavırla vurgulanması gereken, doğal etki-tepki/akıbet âleminin kaynağının da yalnızca Kendiliği olduğudur. “Biz” kavramı ile ifade edilen, her şeyin kaynağının Kendinden oluşması ve çoğulluğun sahibi Hakikatin sadece tek Kendisi olduğudur. Kendiliğinin özelliği olan tevhit (Teklik) mefhumunun kesinlikle anlaşılmasını sağlamak için “Biz” terimi Kur’an dilinde her fırsatta kullanılmıştır. Bunun anlanması arzulanarak düşlenir çünkü din yolunda bu olay birleyici tavırlı insan ile piramidi tırmanarak mümkündür. Yaşantının bu Birlik özelliğinin bizim aracılığımızla yansıtılması gereği bulunmaktadır.
İlahî Oluluğun Bizi müştereken içlemesiyle Teklik olarak işaret edilen bütünlüğünde, kesintisiz ahvalimiz Kendiliğimiz, diğer bir terimle KendiBizliğimizdir. (bkz. s. 43). Akanın, kaynaktan ayrılarak değil, kaynaktan başka bir şey olmadığı bilinerek Kendiliğin döngüsünden ayrı sayılamayacağından bahsedilmelidir. Kelebeğin geçirdiği dört aşamalı metamorfoz döngüsü[17] (yapılanma), prensip olarak böyle bir olaydır. Yani yumurtanın önce tırtıla ve pupa devriyle de kelebeğe dönüşmesi aşamaları, bir düzeyden başka bir düzeye kesintisiz, ayrışmasız bir şekilde olusal sıçramalarla devam etmesidir. Tevhidî bütünlük döngüsüne ait kesintisizlik vasfı kelebeğin doğasıyla ayetlenmiştir[18].
Kelebek örneğinin ardından şu husus hemen belirtilmelidir: öğrenimi sonuca vardıracak tamamlayıcı bir tutum içinde gerekli olan, hayatın (yani oluşumun tümünde) temelinin ve dolayısıyla yaşantının olunum kaynağının soyut Oluluk olarak nitelendirilmesidir. Kelebeğin hayatından gözlemlediğimiz üzere, döngüselliğin teyit edeceği gerçek şu olacaktır: kaynağımızdan kopmadan, her olguya üflenen Ruhun, yani İlahî Oluluğun kaynakla tekliğidir ve varlıklar arasında bölünmeyen saf mevcudiyetin devamlılığıdır. Tevhidî iradenin Kendiliği esas alınarak, beşerî (dünyevî) ile ebedî (uhrevi) arasında iç içeli bir döngü bulunduğunu “Biz Denilmişe Dönüş” bölümünde inceledik (bkz. s. 155). Bu iç içe döngünün temelinin Oluluk üzerine inşa edildiğini belirttik. Başlangıcı olmadığından ezeli devamlılıkla arz edilen ihsanlar (bağışlar) akışında, zihnin yardımıyla göreli kurgular üzerinden bilince kesinti yaratmak, birleyici tavrın aksine yönlenerek Allah Hakikatine sadakatsizlik olacağını ve dolayısıyla İlahi Aidiyetimiz bilincine zarar vereceğini belirtmeliyiz.
Kendisi, Nefesiyle Kendini beşeriyete (ve insanlığa) Biz’leyerek Kendiliği (Zatı) olarak sunmaktadır. Kendilik döngüsünün anlanması deneyimi ile (bkz. s. 179) insanı en üst bilinç düzeyine göresizlikle eriştirmesinin her birimiz için düşlenen bir aşama olabileceği görüşündeyiz. Göresizliğin, yani ikilem yokluğunun olusal teklik gerçekliğini tanıtacak bu aşama, insanı ruhanî‑bilimsel alanda aydınlanmaya yönelterek mutluğuna kaynak olacaktır.
Memnuniyet “KendiBiz’e” aittir
Ön sayfalarda, dünyaya açılmaya engeller dayatan insanın ruhani gizemliği temel soyut olunum vasfına tekabül ettiğini açıklamaya çalıştık. İlahî Oluluk kaynaklı bu özelliğin insanın kutsallığının nedeni olduğunu ve göreliklerin berisinde anlanarak keşfedileceğini belirttik. Bu sonucun kabul ve tasdik görmesinin ilahiyat alanında süren çalışmalara ivme kazandırmasını dileriz.
Allah Hakikatinin Kur’an’ın doğru tefsiriyle her zamanki ruhani geçerliliğini koruması ve güncel gerçekçi değerlendirmelerle “altından ırmaklar akan”[19] verimli yaşamı herkes için mümkün kılması gayretlerimizle olasıdır.
Mümkün ve gerekli bütün gerçeklerin içinden insan kutsallığını bildirmeyi, o bilincin önemini anlatmayı ve o yolda birbirimizi ikna etmeyi ihmal etmemeliyiz. Haysiyetle, hangi farklılıklara sahip olursak olalım, birbirimizi karşılıklı saymayı, korumayı ve neticede sevmeyi, hesabı yapılmadan, bir alışkanlık haline getirmeliyiz. Her türden hassasiyetimizin ancak ilahiyat bağlamında takva eşliğinde sağlanabileceğini taktir ederek, sonuçta emelimiz sosyal duyarlılıklarımızı birlik uğruna arttırmak olmalıdır. Dinen sosyal çabamız, göresizlik iradesini dünyanın dört bir yanına yaymak ve vicdanen bilinçli insanlar sayesinde Hayy Nefesini yaşatmak olmalıdır. Dinî uğraşılarımız dahilinde insan kutsallığı biliminin ruhanen yeşermesine özen göstermeliyiz ve insanın değerliliğini gözeterek göreliklerine rağmen incinmemesine itina göstermeliyiz.
Dinin bir amacı eğer, kişinin kendi kutsallığını ilk elden keşfetmesi (ahiretine kavuşması) ise, bu açıdan Kur’an doğru tefsir edildiği taktirde, İslam dini temelindeki esas ereğin insan mutluluğu olduğu anlaşılacaktır.[20] Bu kitabımız bu amaçla teozofik bir yaklaşımla insan mutluluğu için “insanlık davasına” katkı yapmaya çalışmıştır. Kutsallığın Keşfi Projesi kitap serimizin ikincisinde[21] sunacağımız metot, bu sayfalarda bahsi geçen ilkelerin uygulanışı ve pratiğe geçirilişi ile ilgilidir.
Bütün spiritüel çabalarımızın, bağışlayan Hakikati, bağışıyla memnun etmek olduğunu unutamayız. Umut ederiz ki o yolda lütfedeceği hidayetle anlanmamız, kurtuluş daveti adına Kendi memnuniyetinin ifadesi olacaktır. Dileriz ki hayatın sahibi Hayy, yaşadığımız gizliliklerden bizi azat eder, her türlü ayrılıkları sonlandırır ve birlik içinde hepimize “KendiBiz bilincini” layık görür. Böylece kendimizi Hakikatle iç içe birlenik bilerek Hakikatin (yapboz) resmini yaşantımız süresinde tamamlayarak ve bu bütünle kalıcı mutluluğa erişebiliriz.
Dileriz ki, insanlık davamız özgürlük içinde İslam’la, cihanda sulh adına tarafsız medeniyetle iç içe Allah için sürer de gider!

[1] Hz. Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir” şiirinden alıntılanmıştır. https://www.antoloji.com/ilim-ilim-bilmektir-siiri . Erişim tarihi: 15-1-2021
[2] İşte bu deneyimle metaforik Hakikat Resminin son parçası tamamlanacaktır.
[3] Bu tanımlamamız yapay zekâ için de geçerlidir.
[4] Hz. Yunus Emre (1238 – 1328).
[5] Alman keşiş Meister Eckhart (1260 – 1328); Hz. Yunus Emre ile aynı senelerde yaşamıştır.
[6] Göresizlik, Şekil 4’deki Bilgilenme Piramidinin zirvesine varış öncesi bilinemez ruhani bir gizemdir.
[7] Ruhani bağlamda “izleme” Hakikate teslimiyetle mümkündür.
[8] Kutsal Keşif Projesi serinin ikinci kitabı “Kurtaracak Pusula,” o gayeyle yazılmıştır.
[9] Kur’an 57(112): 3, al-Batın
[10] Kur’an 55(89): 27, al-Baki
[11] (İslamAnsiklopedisi, 2016-2020), hidayet, Erişim tarihi 8-19-2020.
[12] Kur’an: 20 (45): 114.
[13] H1, H2, H3 ve H4 hidayet konumları Şekil 9 üzerinde işaretlidir.
[14] Yapboz Hakikat resminin son parçasının belirmesidir.
[15] Kur’an 29( ): 3.
[16] Paradigma: ortak değerler ve anlayışlar örüntüsü, modeli, düzeni
[17] http://baskalasim.nedir.org, Erişim tarihi 8-23-2020.
[18] İşaretlenmiş, oluşmuş
[19] Kur’an 5 (112): 12.
[20] Bu ereğin bütün dinler için de aynı olduğu bilincindeyiz.
[21] “Kavuşturacak Pusula.”