KB – B7

7. VERİ’DEN BİLGİ

“De ki: Ey Rabbim! İlmimi artır.[1]

İslam Ansiklopedisi[2] ilmin tanımını, bir şeyin hakikat ve mahiyetini kavrayıp idrak etmektir şeklinde yapmış. Alıntıladığımız Kur’an ayetini de, öğrenilerimizin başarıyla devamında Hakikati idrak etmemiz adına ilmimizin artmasını dileyen bir dua olarak addedebiliriz. Bu duanın hedefi, ilmin tarifi açısından kendimizi de içinde bulduğumuz Olu hakikatinin mevcudiyetine andaki durumuzla anlam verilmesidir. Bu hizada, gerçeklerin hakiki iç yüzünü İlahî Hakikat sayesinde görebilmemiz ve bizimle olan bağlarını en derinden arınık şuurumuz sayesinde kavrayabilmemiz esas dileğimizdir. Bu dileğin gayesi, diğer bir açıdan, kişisel ruhani evriliş yolunu kaplayacak taşları doğru geliştirip doğru döşemektir. Kutsallığın keşfi uğruna yola koyulduğumuz bu güzergahta bilgisel mesafe katetmek, Kur’an’a istinaden bir kaynak olarak ondan edineceğimizbilgilere bağlı olacaktır. Vahiy bazlı verilerden faydalanma yollarını uyumlu ve istikrarlı takva rehberliğinde bulmalıyız. Çabamıza baştan katkı yapabilir objektiflik ilkeli bilgilenme yöntemlerini araştırıp ruhanî aydınlığı arttıracak pratik uygulamaları tanımlamalıyız. Kur’an’ın ilk ayetinde hükmedildiği üzere, bilgilenme adına Allah’ın isimleriyle alemleri (doğru) “okuyor”[3] olmalıyız. Şunu her zaman için biliyoruz ki, “kendini yazan kitabı” okuyarak edineceğimiz her veri, yazanı yaratan Allah’tandır; her veri Allah’ındır.

İnsan Beyni

Beynin yapısı, dünyadaki tecrübelerimizle, kişiliğimiz üzerine düşmüş her türlü etki izleriyle (aidiyetlerimizle) şekillenir. Beyin, bireye has göreli değişkenliklerle uygun verileri bilgisel yapısına formatlayarak, karşılaştığı dünyanın modelini çizer, boyar ve hafızaya yerleştirir.[4] Bu model, bellekte yerleşmiş şekliyle ve geçmişimize göre dünyanın tekrar “rüya gibi” yaşanmasına araç olur. Şu demektir ki dünya hakkında içselleştirilmiş beyin kodlamaları niteliğinin bir şeylerle “ilgili” sanallıkta (yani “meta” karakterde) ve bu nedenle dolaylı olduğu görülmektedir. Algılanan hakikatin beyne uygunluğu için sembolik (simgesel) yapıya dönüştürülmesiyle zihin malzemesi, temsilî nitelik kazanır. Dolayısıyla zihnî malzemeye bizce metagir[5] isminin verilmesi uygun düşmektedir.

Metagir 

Metagir, kişiye özgü ve zihinsel yapıya uygun, ve ihtiyaca göre işlev sağlayacak bileşimdedir. Yaşantı süresince elimizden geldiğince ihtiyaçlarımız hizasında gerekeni yapabilmemizi ve etrafımızla uyum içinde geçinmemizi sağlayan zihnî birikimlerimiz de bütünüyle beynin muhteviyatını, diğer bir deyimle bireysel metaversi[6] (meta‑alemimizi) oluşturur. Hayat, birikimlerimizle ne azını ne çoğunu, sadece kapasitemiz dahilinde mümkün olanı dereceli bilinçle, gerektiğinde kendimizi içinde bulduğumuz duruma bağlamla, yani göreli davranışı bekler.

Akıl, değişik işlevlerle zihinsel mevcudiyetin devamı ve gelişmesi adına hem dışarıdan hem de içeriden kaynaklı verileri değişik katmanları ile metagir olarak kullanır ve her yinelenme ile hamlığı azalmış, daha derincesine pişerek yoğunlaşmış zihnî malzeme üretir. Görülen şudur ki, bu malzeme, eşyanın (beynin) tabiatı icabı, elle tutulamaz simgesel‑akılsal türden (bkz. s. 54) zihnî bir mevcudiyettir. Yapıcı algılamalar, deneyimler, bir şeyin doğası ile karşılaştırmalar, görüşmeler, görmeler neticesi edinilen veriler ile zihin, giderek şekillenir; dünyaya uyum sağlama çabalarıyla evrilir. Kişisel metaversin içeriği kapsamında verilecek öğreni çabası, mantığın üreteceği bir sonraki anın tahminine yönelik bilgi arayışıdır. Bu öngörü, metagirsel bir ortamda gerçekleşir, çünkü doğası icabı akıl, sanaldır; bu da demektir ki, göreli zeka temsilîdir.

Zekanın meşgalesi her an veri edinme ve bilgi üretmektir. Örneklerini, dünyevî deneyimlerle ölçtüğümüz boylar, akıl terazisiyle tarttığımız güçlükler, tecrübelere dayalı ürettiğimiz çözümler, türettiğimiz hikâyeler, çevremizden duyduklarımız, düş kurarak senaryosunu kurguladığımız sahne oyunları ve yarın için düşünebildiğimiz yenilikler‑icatlar mealinde görebiliriz. Bunların hepsi, beynimizdeki mantık makinesinin verilerle iç içe kaynaşırken sürdürdüğü metagirsel alışverişlere dayanır.

Şekil 4. Zihnî Malzeme Tasnifi

2008 senesinde yazdıkları Ögreninin Doğru Tarafını Yukarı Çevirme[7] adlı kitapta, İdari Bilimler Profesörü Russell L. Ackoff (1919-2009) ve Eğitim Uzmanı Fizik Profesörü Daniel Greenberg (d. 1939) insan zihninin muhteviyatının, yani öğrenilebileceğimiz şeylerin beş sınıfta tasnif[8] edilebileceğini belirtmişler. Bilgilenme kategorilerine tekabülen, insanın aklî malzemelerini yazarlar şöyle sıralamışlar: Veri (donnée), enformasyon, bilgi, anlayış ve bilgelik. İleri sürülen bu istifleme Şekil 4’te gösterilmiştir. Söz konusu İngilizce kitapta bizim gözlemlediğimiz ve bizim için önemli olan diğer bir husus  şudur: İlahiyat alanında öğreni konusunda bir görüş beyan etmemişler. Beklenirdi ki, akla odaklı zihnî işlevlerle bağlamı olan bilgi sınıflandırmalarının ötesinde, ruhanî hakikati öğrenme hususu da bilgi hiyerarşisine dahil edilsin. Bu eksiği kapatmak amacıyla burada, bizim de ek olarak bir en üst kategori önermemiz söz konusudur.

Kutsallığın Keşfi Projemize katkı açısından, yapılan istiflemede altıncı bir bilgi katmanının bulunması gerektiğini ve bunun da en derinden, dinî bilgi ve ruhanî veriye tekabül ettiğini göstermek isteriz. Önceki bir bölümde sunduğumuz İlahî Aidiyet bağının kazandıracağı göresizlik öğrenisinin bu en üst sıraya ait olduğunu da belirtmeliyiz. Aynı zamanda, “anlanış” ismi verdiğimiz bu son kademenin bilgilendirme içeriği vahiy bağlamlı özelliktedir. Dolayısıyla önerdiğimiz eklemeyle toplamda altı kademeli yeni bir istifleme ortaya çıkmıştır. Altı kademe toplamı Bilgilenme Piramidi adı altında  Şekil 5’de görülmektedir.

“Veri” Kelimesi ve Tanımı

Genel anlamıyla, “alınan” herhangi bir “şey” bir yerden verilmiştir, yani “veri”dir. Arzdan maden kazısıyla alınan veri altın olabilir. Bahçeden bitki ve ağaç ile alınan doğal veri sebzedir; meyve de olabilir. Anne babanın deneyimlerini paylaşmaları ile alınan nasihat verisi iyiliğimizdir. Akılla düşünce, mantık ve felsefe sayesinde alınan zihinsel (metafizik) veriler kavram, kuram, fikir ilham türündendir. Hayy’dan, hayatın Nefesi ile aldığımız Veri her birimizin Ruhu; Oluluktur. Kesin biliyoruz ki, her şey Allah’tan kutsal veridir.

Şekil 4’te görüldüğü üzere, en alt ve kaba bilgi kademesi veri kelimesi ile sınırlıdır. “Data” (İngilizce) veya “donnée” (Fransızca) kelimelerinin karşılığı “veri” kelimesidir. Bu kısıtlı kullanımı genişleterek veriyi hem dünyevî hem de İlahî Bağlamda anlamlı kılmayı uygun buluyoruz. Çok daha etraflı bir çerçeveden izleyerek öğreni ve bilgi edinme konusunda daraltılmamış bir “veri kavramının” daha fayda sağlayacağını düşünüyor ve kısıtlanmamış anlamını etraflıca ele almak istiyoruz. Bütün âlemlerin her detayının Allah verisi olduğu gerçeğini esas aldığımızda, böyle bir geniş uygulama alanının veri kelimesi için mantıklı olacağı görülüyor. Yani verinin zahirî (dünyevî) ve bâtınî (ahiretî) her türlü kaynaktan gelebileceğini belirterek, yerine göre rahatlıkla, anlamına uygun mana ve bağlamda veri kelimesini kullanmak istiyoruz. Dolayısıyla Şekil 4’teki en alt kademeye başka bir isim vermek durumundayız. Bu yeni ismin “girçek” olmasını uygun görüyoruz.

Türk Dili Etimoloji Sözlüğünden edindiğimiz bilgiye göre, “gerçek” kelimesi eski Türkçede “kir/gir–ger” kökünden gelmektedir. “Kirçek/girçek-gerçek; bağlam, bağlanma, anlaşma, açılma, yayılma, genişleme, ortaya çıkma, uyuşma, birleşme, içeri girme vb. anlamları içeren kelimelerdir.”[9] Dolayısıyla, dünya özelliklerini ortaya çıkarabilecek ve birleştirerek anlam kazandırabilecek işlenmemiş ve ince elenmemiş zihin malzemesine girçek ismini vermemiz uygundur. Yani algılayabildiğimiz gerçekleri ihtiva eden temsilî aldılara, zihni girdilere ve veriye “girçek” diyeceğiz.

Diğer bir uyarlama olarak da Şekil 4’ün ikinci kademesi için kullanılan ve Türkçe olmayan “enformasyon” kelimesi yerine bildirmek fiilinden türemiş “bildiri” kelimesinin uygun bir seçenek olacağı düşünülmüştür. Aralarında bir şekilde, kısıtlı da olsa ilişki kurulmuş verilere “bildiri” ismi verilmesinin manalı olacağı kanısındayız.

Bilgi Kavramı

Her türlü öğreninin bilgi ile sonlanacağı malumumuzdur. Ancak “bilgi,” Türkçede uygulandığı şekliyle çok geniş bir epistemik alanı kapsadığından, kanımızca ayrıntılandırılmayı bekleyen bir kavramdır.  “Bilgi” terimi, halihazırda farklı bağlamlar kapsamında kullanıldığı için değişik bilgilenme kategorilerinin üreteceği bilgi çeşitlerini göz önünde bulunduramamaktadır. Yani geniş bir yelpaze altında, değişik şartlarda üretilen bilgi cinsleri özellikleriyle ve ayrıntılarıyla ifade edilememektedir. Sonuçta fark sergileyen zihnî malzemenin tümüne birden tek kelimeyle “bilgi” denmesi, fazlasıyla kaba bir fırça darbeleriyle boyarmışçasına, veri inceliklerinin kaybına neden olmaktadır. Dolayısıyla veri, malumat, bildiri, bilim, ilim, anlayış, kavrayış ve bilgelik üretecek bilgilenme kategorilerini analiz ederken, her kategorinin sağlayacağı nicelik ve nitelik ayrıntılarına bakılmalı ve bilhassa, göreceli bilgi derinlikleri açıklanmalıdır.

Şekil 5. Bilgilenme Piramidi

Muhayyilenin, diğer bir deyişle zihin merkezli hayal gücünün bilgi derinliği ancak ayrıntılanarak gerçeklere uygun kategoriler çerçevesinde tanımlanmalıdır. Böylelikle, (veri, malumat, bildiri, bilim, ilim, anlayış, kavrayış gibi) bilgi cinslerinin desteğiyle bilgeliğe ve ötesi, anlanışa doğru derinlemesine evrilirken, bütün öğrenilerimizin kutsallığımızın keşfi istikametinde bize yol aldıracağı gerçeği açıkça görülmelidir.

Bilgilenme Piramidi

Bilgilenme, dünyadan alabildiğimiz verileri kendimizce işleyerek zihnî malzeme üretmemizle mümkün oluyor. Sahip olduğumuz zihni sanallıkla verileri aklî yöntemli ilişkilendirmelerden geçirirken süzerek, ihtiyaçlarımız gereğince, bazen spiritüel anlamda da derinlik kazanmaları için Hakikate bağlamlayarak yoğunlaştırma fırsatları kolluyoruz. Bu yoğunlaşma işlevinin nasıl gerçekleşebileceğini bilgilenme kademeleri kapsamında düşünmeliyiz. Şekil 4 de görüntülendiği şekliyle, Bilgilenme Piramidi kademeleri öğreni aşamalarına tekabül etmektedir. Öğreni aşamalarının, kaynağından altın madenini arıtma işlemiyle temsilî paralellikte olduğu farz edildiğinde: Bilgeliğe ve daha da üstü (göreliklerden) arınmaya yönelik emel, en yüksek ayarda saflığa sahip (altın) “anlanışa” erişim içindir (bkz. sayfa 179179).

Güvenilir veriler, gerçeklik yolumuzu şaşırmamamız için destekçi yönlendirmelerle yardımcı olacak ve yolumuza çıkan olumsuzluklardan bizi koruyacak zihnî malzemelerdir. Bozuk pusula ibresinin vereceği yanlış veri ışığında, istikamet bilgisi muhakkak ki meçhul aşığı varmak istediği sevgilinin köyüne ulaştıramayacaktır. Bilgilenme Piramidinin her bir basamağını doğru bir şekilde kullanırsak, neticede sağlayacağı güvenilir veriler ile hakikatin bilgi derinliklerine dalıp çıkmamız olasıdır. Eğer niyetlenmişsek, Hakikatin göresizliğine doğru olan yaklaşımı objektiflikle yönlendirecektir. Hakiki kaynaktan samimiyetle ve saflıkla alınacak dolaysız veri, sadakatli görüş ve düşüncelerimizi ilahiyat adına Oluya yaklaştırarak hakikate adil olmamıza neden olacaktır.

Sahte kaynağa ait olmayan, yalnızca hakikati olduğuyla yansıtan bilginin esas ve kalıcı özelliği: bizi göreli zanlardan uzak tutması ve zamanla, safsata ve önyargıdan arındırmasıdır. Verinin değeri yanında dikkatinize takılmasını dilediğimiz husus, verinin edinim yönteminin uyumluluğu ve kalitesidir.

Veri Edinme Yöntemleri: Körlük Örneği

Öğrenme ve bilgilenme amacıyla kullanabileceğimiz veri edinme  yöntemleri nelerdir? Bu soruyu cevaplarken fizyolojik bağlamdaörnek olarak körlüğü kullanacağız. “Fizyolojik bağlam” ayrıntısını belirtmemizin nedeni, zihnî, vicdanî ve ruhanî türden “körlüklerin” varlığından da haberdar olmamızdır. Özellikle, veri edinme yöntemleri bahsinde: Kör olmayan bir kişi, körlüğü nasıl, hangi derece ve derinlikte detaylarıyla öğrenip bilincine varabilir? Ve bu öğreniden sonra ileri bir zamanda kişi, içinde bulunduğu şartlara uyumla (körlüğü öğrendiği derece ve bilgelikle) körlük gerçeğine adil tepkileri gösterebilecek midir?

Bilgilenme amaçlı veri edinme yöntemleri bizce dört çeşittir. Körlüğü örnek alarak, bu durumu fizikî yönüyle öğrenmek ve değişik derinliklerde taktir etmek için: dört yöntemin veri edinme işlevine bir bakalım. Yöntemlerin özellikleri aşağıda sıralanmıştır.

  • Yöntem 1: Körlüğü bilen veya kendisi kör olan birisine danışırız, ona sualler sorarız. Açıklamalarını dinleriz. Anlatılanlara inanarak körlük hakkında anlayışını ve deneyimlerini kayda alırız. Ayrıca körlükle ilgili kitaplar okuruz. Bu türden veri edinmemiz diğerlerine nazaran veri kaynağına en uzak bir konumdadır ve ilk elden değildir; veri kaynağına belli mesafede olması nedeniyle ikinci, üçüncü “elden” de sayılabilir. Bu tür yönteme dolaylı‑başvurulu veri edinme diyeceğiz.
  • Yöntem 2: Kör bir insanın peşinden giderek onun yaşantısı içinde, ne gibi hal ve tavırlar sergilediğini izleriz.  Gözlemlerimizi tahlil ederek neticede öğreneceğimiz ilişkilerden analitik veri (t)üretiriz. Bu tarz, ilk elden bir yaklaşımı anımsatsa da, gözlemleyen kişi körlük durumu dışındadır ve uzağında bulunmasından ötürü veri (t)üretişi  sadece ikinci eldendir. Bu tür yönteme dolaylı‑türetili veri edinme diyeceğiz.
  • Yöntem 3: Kendimize körlük benzeri (gibisinden) bir deneyim (simülasyon) yaşatırız; karanlık, ışıktan yoksun bir ortama sokarak veya gözlerimizi bağlayıp veya kapatarak ışık kaynağına engel olmak suretiyle körlüğü “taklit” ederiz. Gözlerimizin işlemeyişini düşünerek karanlığa zihnen alışmaya çalışırız. Bu tür yapay veri edinmeye hâlâ ilk elden diyemeyiz, çünkü tasarlama yapan hayal gücümüz, sanal veri kaynağı ile aklın bilinci arasındadır, yani ortalarda bir yerdedir. Zihnimiz, kıyaslama ve benzetme yeteneğimize bağlı olarak kısıtlı bir anlayışla bilgi üretecektir. Bu tür yönteme dolaylı‑deneyimli veri edinme diyeceğiz.
  • Yöntem 4: Veri edinmek için kendimizi hakikaten kör ederiz. Bizatihi kör olmamız sonucu, haliyle hiçbir araca (arada olana) ihtiyaç kalmamıştır. Başkaya (ortağa) başvurmadan, körlüğü (içerden) bilmemiz kesinleşmiştir. Görme yeteneklerimizi geri dönüşsüz bir şekilde kaybetmemiz halinde karşımıza çıkacak hakikat, körlüğün bizimle iç içeliği, yani birliği olacaktır. Elmalılı Muhammed Hamdi bu durumu “ilm ü iyândan geçip bilfiil içinde yaşanılan hakikat”[10] diye tarif etmiştir. Körlüğün öz gerçekliğinde, zihnen hayal ve tasavvur edilmesine yer kalmamıştır. Bu konuda artık hayal gücü ihtiyacı bitmiştir. Dışarıdan gelecek verilere, yani bilgi için dışa bağlılık bitmiştir, çünkü içinde bulunduğumuz hali direkt yaşayarak gerçekten ilk elden deneyimle (tecrübeyle) dolaysız veri‑bilgi edinme ortamına girmişizdir. Bu tür yönteme dolaysız‑deneyimli veri edinme demeliyiz (Hakka’l-yakin).[11]

Bilgi Yakıtı Veridir

“Yaratan Rabb’inin ismiyle oku! İnsanı ‘alak’tan yarattı.Oku! Rabb’in sonsuz kerem sahibidir. Ki O, kalem ile yazmayı öğretti! İnsana bilmediği şeyleri öğretti.”[12]

Öğrenim, veri edinmeden “okuyarak” gerçekleşemez! Öğreninin ve devamında gelecek bilgilenmenin yolunu açacak okumanın niyeti, veri kaynağının kendisine (veya en yakınıyla) erişmektir.

Yakıt olarak, okul sınıflarındaki ders kitapları ile öğretmenlerin sunumları eğitim yılının verileridir. Bir küçüğün telgraf‑telefon teline yan yana konmuş üç kuşa bakarak saymayı öğrenirken kullanacağı doğal yakıt, onu Nobel ödülü alabilir bilim insanı yapabilecek yolun başı potansiyelindedir. Veri, hangi konuda, seviye ve mekânda olursa olsun, bilgilenme kademelerinin yakıtıdır.[13]

Hubble teleskopunun atmosfer dışı yerleşimiyle sağlamayı başardığı veriler astronomi biliminin büyük ilerlemeler kaydetmesine neden olmuştur. Teleskoplar ve mikroskoplar aracılığıyla kozmik alandan toplayabildiğimiz doğal girçekler, yani işlenmemiş veriler, akademik öğreni için yüksek oktanlı bilgisel yakıt değerindedir. Nasıl ki seyahat vasıtası otomobilin motoru benzinsiz işleyemezse, “bilgi vasıtası” diyebileceğimiz insan aklı da yol almak için verisiz işleyemez.

Veri Edinme Aracı ve Aracın Uyumu

Dünyadan güvenilir veri edinmek, verinin niteliğine uygun araç eşliğinde mümkündür. Göz, burun, kulak gibi duyu organları uygun araçlardan bazılarıdır. Bunlarla edinilecek girçekler beyne girişleriyle kodlanarak zihnî (doğal) yapıya uyumlu bir hale çevrilerek belleğe kaydedilirler. Öğrenme amacıyla “görmek” böyle başlar ve öyle devam eder. Görme olayının göreliğiyle ilgili ilginç ilmî bir ayrıntı şudur: Fizyolojik görmenin yüzümüzdeki gözlerde değil, beynimizde gerçekleşmesidir.[14] Görülüyor ki, bu durumda dış algılarımız beyin aracılığıyla içten kodlanarak zihni görelik kazanıyorlar.

Genelde, her hangi bir olguyu edinmek maksadıyla kullanılacak aracın amaca uygunluğu, edinilecek olgunun niteliğine, yapısına ve boyutlarına bağlamlıdır (bkz. s. 29) yani araç bir veya fazlası bağlamda ‑uygunluk adına‑ veri kaynağının göreliğini taşımalıdır. Örneğin, sesten veri, “kulak” dediğimiz duyarlı ve sesin frekans bandına uyumlu uzuv (organ) aracılığıyla edinilir. Ancak, kulağa ait özellik de göreliliğiyle bu arada sağlayacağı veriye dahil edilecektir. Kulağı zayıflamış kişinin edineceği ses verisi bu zayıflığa göre şekillenecektir. Dolayısıyla (göz, kamera objektifi, akıl gibi) her araç edinim yöntemine bağlı olarak bilgilenme işlevine fazladan veya esik istenmedik görelik katacaktır. Bu demektir ki, hakkında bilgi edineceğimiz olguya “sadakat,” veri kaynağına uyumlu veri edinme aracının “temiz” olmasıyla iliklidir. Kur’an’da sözü edilmiş “temiz akıl,” olana olduğuyla sadakat gösterilmesi bakımdan önem taşımaktadır.

“Bunu ancak temiz akıl sahibi olanlar anlayabilir!”[15]

Gözlerimizle ses verisi edinmemiz mümkün olamazken araya, ses dalgalarını bir ekranda görüntüleyebilir aletler sokarak, başka bir bağlamda veri edinme imkânı yaratılabilir. Mikrofon gibi bir araçla ses dalgasını elektronik dalgalara dönüştürdükten sonra, seslere tekabül eden titreşim görüntülerini farklı bağlamlarda inceleyerek veri edinmemiz mümkündür. Ultrason, kulaklarımızla duyamadığımız düşük frekans bandındaki titreşimleri kullanarak, vücut içi organlardan yansımaları kaydederek, hasar ve hastalıkların teşhisi ve diğer maksatlar için kullanılan bir yöntemdir. X‑Ray ve MRI cihazlarının çalışma prensibi de, yüksek frekans bandındaki titreşimlerin yansımaları sayesinde deri altı oluşumları tespit edip detaylarıyla görüntülemeye yöneliktir. Fizikî âlemde karşılaştığımız objeleri gözlerimizle görebilmemiz, ancak belli bir frekans bandı (tayf-spektrum) dahilinde aydınlanmış bir ortamda gerçekleşebilir, çünkü insan gözü, görü yetenekleri itibariyle evrenle kısıtlanmış bir araçtır; dolayısıyla gözle görüş o kısıtlamaya göre olacaktır.

Göreli – Dolaylı Veri

“Yeryüzünde sizin için ne yaratıp çoğalttıysa hepsinin renkleri çeşit çeşittir (muhteliftir). Muhakkak ki bunda, zikreden (tezekkür eden) bir kavim için elbette âyet (delil) vardır.”[16]

Körlük örneği yöntemleri sıralamasında, adlarından anlaşılacağı üzere, ilk üç veri edinişin ortak paydası, dolaylı olmalarıdır. Dolaylı (veya kaynak etrafında “dolanılı”) olan her durum, bize ancak dışarıdan çeşitli araç ve ortakların yardımıyla, sadece kaynağa sıfır olmayan mesafede, yani dışarıya “göre” veri sağlayabilir. “Veri, kendinden ayrı bir noktada kaynaklandığında göreli niteliğe bürünür” aksiyomunu şimdi öne sürebiliriz. Göreli veri edinmenin kulağımıza gelenlere göre, okuduklarımızın tefsirine göre, algıladığımıza göre veya anlayabildiğimize göre olması doğaldır. Bu doğallığın nedeni, göreli durumlarda veri kaynağının dışında kalmış olmamızdandır. Dolaylı yöntemlerle edinilen veriler, eşyanın tabiatı icabı, “gibilik” benzetmeleri veya “imişlik” duyumları, veya varsayım tanımlarıyla, yani o şey “hakkında” olacağından, bu tür veriler ancak göreli durumları temsil edeceklerdir.

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.”[17]

Göreliğin diğer bir nedeni, akıp geçen hayatımızda, şuurumuzun kaynağından ayrışmış olmasıdır. Olusal ayrılık algısı, taraf gözetmeyen yalın şuurun (ideal‑temiz) görüşüne sübjektifliğin karışmasıyla, veri ile “kirlenmemiş” bilgisi arasında ortada (ruhanî bağlamda) bir yerde kalınmasına neden olur. Akışı kaynağından ayırmaya kalkışırsak (ki bu ancak zihnî bağlamda olabilecek sanal bir şeydir), mevcutta gerçek olan kendiliğin tekliğine aykırı düşmüş olunur. Bu şu demektir: Her türden ayrıştırmaya kalkışmak hakikate zarardır; yani olayın aslına, Olu bağlamında sadakatsizlik yapılıyor demektir. Yeraltı suyu, kaynağından toprak üstüne akarken: Akış halinde olan (su), kaynağının kendisidir. Bunun aksini iddia etmek, olayın aslına aykırı düşerek hakikati yalanlayan ve birliğini ihlal eden algılamalar içinde olmak ve dolayısıyla hakikat namına adil sayılmayacak bir tefsirle (sahte) veri üretme eylemi içine girmek demektir. Bu adaletsizlik, kendi başına başka şeyleri etkilemeyen bağımsız bir olgu değildir. Bu eksiklik, peşinden gelecek diğer yanılgı ve aksaklıklara şuur meydanını serbest bırakacak, gerçeklikten uzak karanlığa izin verilecek veya veriliyor şeklinde anlaşılabilir.

Kesin Veri ve Bilgisi

“Ve muhakkak ki O (Kur’an), gerçekten Hakk’ul yakîn’dir! O halde Rabbini Azîm ismiyle tespih et!”[18]

“Temsilî” veriler yanında aslî ve “kesin” veriye nasıl erişilir sorusunun yanıtını yukarıda sunulan körlük örneğinde, dördüncü tür veri edinme yöntemi göstermiştir. İhtiyaç olunan, ortaksız ve araçsız (yansız ve direkt) metotla İlahî Veriye (içten) bilfiil erişilmesidir (kutsallığımızın keşfi için bu gerektir). Hakk’ı kesin bilmek (Hakk’ul yakîn) ancak ilk elden ve dolaysız‑deneyimle, ve ancak lütufla bağışlanacak Veri (İlahi Hakikat Verisi) ile[19] mümkün olabilir. Kesin olusal bilgi, nefsimizin körlüğünde ve tercihlerin yokluğunda belirecek göresiz fenafillah halimizle veri’lenecektir.

Dinimizin dileği, yaşantımızın spiritüel yönüyle, Allah’ın isimlerinin tanımladığı doğruların rehberliğinde ilerleyerek, yerinde ve gerçekçi kararlarla yanlışlardan sakınmak (takva), doğru olmayandan ve sahteden uzak kalmak suretiyle yol alınmasıdır, çünkü Allah Hakikatine “en derinden,” yani kaynak olarak vakıf olmamız ancak, aklın objektiflik içinde arınık mantık yönüyle çalışmasını gerektirir. Bu tür temiz‑çalışmaya katkı yapamayacak veri kaynaklarına değinmeden, bilimsel çizgiden sapılmamasına ve doğru bağlamlı kaynakların seçilmesine özen gösterilmelidir. Hakikati izleyerek ve “okuyarak” değişik derinlik ve yoğunluklarda bilgi edinmemizin getirisi, o bilgiler sayesindekurtuluş niyeti güden doğru yönün tanımlanmasıdır.[20]

Kaynakla Bütünleşme

“Dinleyene bir çift sözüm var… Önce insan olmak gerek of! Ateş olup yanmak gerek, hey!” [21]

Bilginin hakikiliğini (otantikliğini) ve kesin güvenirliğini sağlayacak faktör (etmen) girçek/veri kaynağına olan uzaklık veya yakınlığımızdır. Bu yakınlık aynı zamanda bilgilenmenin kapsamlılığıyla, yani mana derinliğiyle birebir ilişkidedir. Bilgi kaynağının dışında kalmamız derinlikle bilgilenmemizi olumsuz yönde etkiler, çünkü veriyi araçlarla (ortaklarla) edinmemiz kesin ve hakiki olmayacak dolaylı bilgi sağlayacaktır. Körlük örneğinde karşılaştığımız gibi, bilgi derinliği sağlayacak verinin kaynağına erişmek için o derinliğe uygun veri edinme aracı ve yöntemine başvurmak durumundayız. Körlük örneğindeki 1, 2 ve 3 numaralı dolaylı yöntemlerin, bilgiyi derinleştirmek için giderek kaynağa yaklaşma çabasında oldukları görülüyordu. Ancak kaynakla bütünleşmek için gerekli “en yakınlık,” körlük örneğinin 4 numaralı yönteminde görüldüğü üzere, bilgi kaynağın kendi olduğumuz andır; kesin (yakīn) keşfin gerçekleşmesi ancak dolaysız, yani bizzat kendimiz, göresiz bilgiye “kaynak” olduğumuz ana erişimdir; yanmak için ateş olmak, anlanmak için kaynak olmak gerek!

Kaynak ile o kaynaktan edinilecek bilgi arasında “ortağın” varlığının neden olacağı göreliklerden ve dolaylılıklardan arınık kalınması, bilgi kesinliği bağlamında bütünleşmeyi sağlayacaktır. Böylece bilgi‑kaynağı ile direk o kaynaktan bilgilenecek‑şuur arasındaki “mesafe” sıfırlanacaktır. O noktada veri, edinenle içlenerek bilgi bağlamında birlenme, yani bütünlenme gerçekleşecektir. Bu bütünlenmenin sadece bilgisel yönde olacağını vurgulamalıyız, çünkü tevhiden ebedî olan (ontolojik) hal zaten Kendiliğiyle bütündür. Hakikatte, birlik kesintisi söz konusu olamayacağından bize kalan sadece, kaynak haline dönüşerek (körlük örneğinde olduğu gibi, kör olarak) bütünlüğü (ilk elden) duyulamaktır. Mevzubahis edilen, göresiz Hakikati dolaysız deneyimle bilmemizdir.[22]

Hakikat Bilgisi

Kendimize has konumda ve ruhanî bağlamda dolaysız‑deneyimle edinilecekkesin veri ve bilgiler hakikat “hakkında” olmayıp, sonsuz sadelikle yalnız hakikatin “Kendiliği” müştereken içlenecek, yani o noktada, yananın yakan ateşle birliği anlanacaktır. “Ortaksız veri” ile, o veriyi alıp bilen: Verinin Kendidir. Varlanması için başından bağışla “verilmiş” saf mevcudiyet; tek göresiz Hakikat, Oluluktur ve böylece Hayy Verisi özetle, kutsallığımızdır.

Bilgi Üretimi

Mutluluk adına insan yaşantısına anlam kazandıracak faydalı zihnî malzemeleri yeni verilere dayalı ve bağlı bilgiler sayesinde üretebilmekteyiz. Bunun yanında aynı zamanda, entelektüel nitelikli ihtiyaçlarımızın hakkını verebilecek ve gerçekler nizamına uyumu ihlal etmeyecek doğru bağlamlı bilgi arayışında olmalıyız. Gerçekleri okuma tarzımızı destekleyecek yani pozitif bilimsel yönde düşünme eşliğinde doğruluğundan emin olacağımız verilerle bilgi üretebilmeliyiz. Mantıkla etkili yöntemle,  objektiviteden şaşmadan doğru bilgilerin doğru bağlamlarıyla zihnî kararlarımızda olumlu yerlerini almalarına özen göstermeliyiz. Zorluğundan emin olduğumuz bâtınî bilgiye erişim, bâtınî olmayan diğer haricî bilgilenme yöntemlerinden nasıl destek görür; buna bakmamız baştan yönlendirici olacaktır.


[1] Kur’an: 20 (45): 114.

[2] https://islamansiklopedisi.org.tr/ilim—sıfat. Erişim tarihi 7-4-2020.

[3] Kur’an: 96 (1): 1.

[4] (Hawkins, 2021), s. 29.

[5] metagir = “metareal”.

[6] “The Unrelative Truth” – Güralp, 2016,  s. 138 , “metaverse” veya meta-alem.

[7] (Ackoff & Greenberg, 2008), Turning Learning Right Side Up, 2008, s. 18.

[8] Tasnif: Konulara göre sınıflama, tertip etmek.

[9] (Eyüboğlu, Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, 2004), s. 277

[10] İslam Ansiklopedisi (Hak Dini, VII, 4726).

[11] Hakka’l-yakin: İç duyu veya iç tecrübe yoluyla ulaşılan ve kesinlik bakımından en son merhaleyi teşkil eden doğru bilgi. (İslamAnsiklopedisi, 2016-2020).

[12] Kur’an: 96 (1): 1-5. Kur’an’ın ilk ayetleri.

[13] Son senelerde Yapay Zekâ fenomeni gelişmeleri veriye erişim ile hız almıştır.

[14] (Hawkins, 2021), s. 57

[15] Kur’an 39(59): 9.

[16] Kur’an 16(70): 13.

[17] Kur’an 17(50): 36.

[18] Kur’an 69(78): 51-52. “Azîm” = sınırsız ve kayıtsız

[19] Göresizlikle anlanma; Oluluk saflığına erişim, ilk elden deneyim.

[20] “Kavuşturan Pusula” kitabımız bu konuyu inceleyecektir.

[21] “Bir Çift Sözüm Var” isimli şarkının sözleri Ersin Kuşkanat ve Tarkan Erkan’a aittir; seslendiren Kubat’tır.

[22] Bu aynı zamanda “kendini bilmektir.”